Gökyüzü gri bir tül gibi Boğaz’ın üzerine örtüldüğünde, İstanbullunun kalbine düşen o tanıdık endişe, mercek altına almamız gereken ilk gerçektir. Kadim şehir birkaç damla yağmurla teslim bayrağını çekiyorsa, burada sorgulanması gereken sadece bulutların yoğunluğu değil, betonla ördüğümüz vicdansız sokaklarımızdır. Son günlerde etkisini artıran şiddetli sağanak, Kağıthane Deresi kenarındaki çırpınışlardan Bağcılar’daki kriz masası ekranlarına kadar, kentin her köşe bucağında aynı gerçeği yüzümüze çarptı: Altyapı, sadece borulardan ve kanallardan ibaret bir mühendislik meselesi değildir; o, insanın kentsel mekânla kurduğu adaletli ilişkinin ta kendisidir.
Bir sosyolog gözüyle baktığımızda, her su baskını aslında toplumsal eşitsizliklerin ve planlama hatalarının yüzeye çıkma biçimidir. Ataşehir’in hareketli sokaklarından Silivri’nin sahil şeridine kadar, yerel yönetimlerin ve kaymakamlıkların yürüttüğü saha çalışmaları kıymetlidir; ancak kriz anında itfaiye aracının arkasından el sallamak ya da çizmeyle su birikintisi denetlemek tek başına bir vizyon ortaya koymaz. Belediyecilik, binalar dikmek ya da asfalt dökmekle sınırlı kaldığı sürece, ilk sağanakta silinip gitmeye mahkûmdur. Asıl mesele, mahalle kültürünün omuz verici dayanışmasını, yerel yönetimlerin şeffaf ve liyakatli akılla birleştirebilmesidir.
Çekmeköy’de ya da İstanbul’un herhangi bir çeperinde, vatandaş evine ulaşmaya çalışırken trajikomik manzaralarla karşılaşıyorsa, burada kentsel adaletten söz edemeyiz. İstanbul sadece makro-politik çekişmelerin sahnesi değildir; bu metropol, tarihi mirası ve insanıyla yaşayan, nefes alan bir organizmadır. İstanbul siyaseti, genel iktidar kavgalarının sıkıştırılmış kalıplarına kurban edilemeyecek kadar derin bir hafızaya sahiptir. Başkanlık makamı bir unvan değil, bu kadim topraklara karşı ödenmesi gereken ağır bir borçtur, bir emanetçilik rolüdür.
Eksiklikleri örtbas etmek yerine, mekânsal adaleti ve sosyal refahı merkeze alan bir yerel yönetim anlayışını acilen inşa etmek zorundayız. Çünkü bu şehir, her yağmurda mahsur kalmayı değil, sokaklarında çocuklar gibi neşeyle yürümeyi hak ediyor. Çözüm, tepeden inme talimatlarda değil; mahallenin derdini mahalleliyle birlikte omuzlayan, rasyonel ve katılımcı bir akılda gizlidir.

