İstanbul'da tarih boyunca etkili olan meteorolojik afetler, şehrin eğimli arazisi ve hatalı imar faaliyetleri nedeniyle büyük felaketlere yol açtı. Lale Devri'nde III. Ahmed döneminde yaşanan şiddetli yağmurlar ve seller, evleri ve tekneleri denize sürüklerken, devlet erbabı ve halk da bu doğa olaylarından doğrudan etkilendi. 1708 ve 1709 yıllarında meydana gelen fırtınalarda kayıklar batmış, tarım mahsulleri ve arabalar Haliç'e sürüklenmiş, Tekirdağ'da ise yüzlerce ev temellerinden sökülmüştür.
Yanlış yapılaşma ve dere yataklarının kapatılması sel tehlikesini katbekat artırdı. Bostancıbaşı Sivaslı Mehmed'in imara uygun olmayan alanlarda binalar inşa ettirmesi, Dolmabahçe önünde deniz duvarı ördürmesi ve Arap İskelesi'ni kapatarak kayıkhaneler yaptırması suyun akışını engelledi. Yağış anında Boğaz'a dökülecek mecra bulamayan taşkın suları mahalleyi bastı. Padişah III. Ahmed, bu yanlış yapılaşmaya yol açması, halka verdiği zararlar ve kibri nedeniyle 13 Nisan 1721'de bostancıbaşıyı azlederek Sivas'a sürgün ve kaleye hapis cezasıyla cezalandırdı.
1728 ve 1751 yıllarında da İstanbul ve çevresinde yıkıcı sel afetleri görüldü. 15 Ağustos 1751'deki aralıksız on saatlik sağanak, Kasımpaşa'da evleri, fırınları ve değirmenleri yıkarken, kuyulardan taşan sular ve sonrasında ortaya çıkan kolera salgını felaketin boyutunu artırdı. Tarihi kayıtlarda yer alan bu olaylar, kentleşme ve altyapı planlamasının sel felaketlerindeki belirleyici rolünü gözler önüne serdi.

