İstanbul’un her semti kendi ritmini, kendi ezgisini taşır içinde. Kimi yer tarihi bir surun gölgesinde soluklanır, kimi yer ise kulelerin arasından denize bakmaya çalışır. Son günlerde Ataşehir Belediyesi’nin çevresinde yaşanan hareketli gelişmeler, metropolün kuzeyinden güneyine yayılan siyasal dalgalanmaların adeta bir mikrokozmosu gibi önümüzde duruyor. Bir haftadır sokağın nabzını tutanlar, bu hareketliliğin sadece idari bir karar dizisinden ibaret olmadığını, derinlerdeki toplumsal fay hatlarıyla doğrudan ilişkili olduğunu fark edecektir. Siyasetin tozlu koridorlarında üretilen kararların, mahalle kahvesindeki masaya, pazardaki fileye nasıl yansıdığını anlamadan İstanbul siyasetini okumak mümkünsüzdür.
Bir sosyolog gözüyle baktığımızda, yerel yönetimlerin en temel meşruiyet kaynağının halkla kurulan o samimi, aracısız bağ olduğunu görürüz. Ataşehir’de yaşanan son gelişmeler, bu bağın ne kadar hassas ve aynı zamanda ne kadar hayati olduğunu bir kez daha hatırlattı bize. Belediye binaları, halkın kederini ve sevincini paylaşan, kentin ruhunu koruyan yuvalar olmak zorundadır. Eğer yönetim ile mahalleli arasında, kentin sokaklarındaki o görünmez duvarlar kalınlaşmaya başlarsa, orada en başta kentin aidiyet duygusu yara alır. İstanbul siyaseti, genel siyasetin o hırçın ve sıkıştırılmış kalıplarına mahkûm edilemeyecek kadar çok katmanlı bir hafızaya sahiptir. Metropolün herhangi bir köşesinde yaşanan yerel bir çalkantı, aslında bütün şehrin yönetişim kapasitesine dair önemli bir sinyal verir.
Bugün karşılaştığımız tablo, bize belediyeciliğin sadece binalar inşa etmek veya rutin hizmetleri yerine getirmekten ibaret olmadığını acı bir tecrübeyle hatırlatıyor. Sosyal refahı üreten ve bunu adil bir şekilde paylaşan yapılar kuramadığınız sürece, attığınız her adım havada kalmaya mahkûmdur. Ataşehir’deki bu hareketli günlerin arkasındaki dinamikleri iyi okumak gerekiyor. Halk artık kendisine yukarıdan bakan bir idare anlayışını değil; sorunları birlikte omuzlayan, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetişimi arzuluyor. Sokakların dili net; komşuluk hukukunu göz ardı eden hiçbir projenin, hiçbir siyasi hamlenin kalıcı olması beklenemez.
Toparlamak gerekirse, Ataşehir’in son bir haftada yaşadığı bu fırtınalı süreç, İstanbul’un bütününe ayna tutan bir nitelik taşıyor. Yerel yönetimlerde başarı, makam koltuklarının gücüyle değil, halkın vicdanında kazandığınız meşruiyetle ölçülür. İstanbul’un o kadim ruhunu ve mahalle kültürünü koruyarak geleceğe taşımak istiyorsak, siyaseti bir iktidar mücadelesi olmaktan çıkarıp insanı merkeze alan bir ortak akıl zeminine oturtmalıyız. Ataşehir’in sokakları da, bu kentin vicdanı da daha fazlasını hak ediyor.

