Magazin koridorlarında rüzgarın nereden eseceğini kestirmek bazen imkansızdır; ama rüzgarın savurduğu o yaprakların ardındaki estetik tercihleri okumak bizim işimiz. Son günlerde dijital ekranların altını üstüne getiren o romantik paylaşım, magazin gündeminin merkezine adeta bir demir attı. Buse Terim’in yaptığı o çok konuşulan paylaşım, sadece sıradan bir çift karesi olmanın ötesinde, popüler kültürün duygu ambalajlama biçimini gözler önüne seriyor. Beğeni butonlarının adeta çöktüğü bu dijital seremonide, mesele sadece 'ne paylaşıldığı' değil, o anın silüetine hangi hislerin ve hangi stil kodlarının giydirildiği.
Bir moda ve yaşam eleştirmeni gözüyle baktığımda, mahrem alanın bu kadar pervasızca kamusal bir dekor haline getirilmesini her zaman mesafeli bulmuşumdur. Romantizm, doğru kumaşın tenle buluşması gibi hassas bir iştir; ulu orta sergilendiğinde o zarif dokusunu kaybeder, parıltılı bir yapaylığa dönüşür. Tıpkı podyumda kusursuz duran bir haute couture parçasının günlük hayatın karmaşasında ezilmesi gibi, en saf duygular da doğru ton ve ışıkla sunulmadığında anlık birer trend nesnesine indirgeniyor.
Şimdi dönüp bir bakın etrafınıza; sokaklar başka bir telaş içinde. Bir tarafta Fethiye'deki sağanak yağmurun tarım arazilerinde ve evlerde yarattığı o acı gerçeklik, diğer tarafta stüdyolarda pişen yemeklerin reçetelerindeki gramaj hesapları, enflasyonun mutfaktaki yakıcı nefesi… Toplumun ritmi bu kadar sarsıcı gerçekler arasında salınıyorken, magazin dünyasının bize sunduğu bu pembe rüya tülleri ne kadar gerçekçi? Reçeldeki meyve oranının bile kanunla en az 450 grama çıkarılmasının tartışıldığı günlerden geçiyoruz; yani hayatın her alanında artık 'öz' arıyoruz, saf olanı, katkısız olanı talep ediyoruz. Fakat dijital magazin sahnelerinde gördüğümüz ilişkiler tam tersine bir illüzyonla, yoğun bir filtre bombardımanıyla karşımıza çıkıyor.
İşte tam da burada durup sormak gerekiyor: Stil sahibi olmak sadece üzerimizdeki kıyafetin kesimiyle ya da sosyal medyada verilen pozun kusursuzluğuyla mı ölçülür? Hayır. Gerçek duruş, hayatın bu karmaşık ve kriz dolu dalgaları arasında savrulurken bile kişinin kendi özünü koruyabilmesidir. Tıpkı yılların getirdiği o zamansız şıklık gibi, ilişkilerin de bir karakteri, bir omurgası olmalı. Anlık beğeniler uğruna harcanan o dijital romantizm gösterileri, ne yazık ki podyumda parlayıp ilk yağmurda eriyen ucuz kumaşlar gibi dökülüyor ortalığa.
Magazin sadece dedikodu üretmez; toplumsal ruh halinin aynasıdır. Bugün milyonların etkileşim yağmuruna tuttuğu o kareler, aslında bizim neye aç olduğumuzun da bir kanıtı. Şefkatle sarıp sarmalanmış, yapmacıklıktan uzak bir samimiyet arıyoruz ama bunu en yanlış yerlerde, en şovatif karelerde aradığımız için sürekli hayal kırıklığı yaşıyoruz. Güzellik rutini nasıl ki sadece pahalı kremler sürünmekten ibaret değilse, ilişkileri yaşamak ve sergilemek de bir o kadar derinlik ve teknik bilgi ister. Unutmayın, en pahalı kumaşı bile yanlış kesimle rezil edebilirsiniz; aynı şekilde en güzel duyguları da yanlış bir sunumla sıradanlaştırabilirsiniz. Karar sizin; o paylaşılan karelere sadece bakıp geçmek mi, yoksa ardındaki o yapaylığı okuyabilmek mi?

