Magazin koridorlarında dolaşırken bazen öyle bir detayla karşılaşırsınız ki, insan ne giyeceğini değil, bu dünyada nasıl bir silüet çizeceğini bilemez hale geliyor. Kırmızı halıda şıklık yarışına girmek, doğru kumaşla kusursuz bir kesimi buluşturmak cesaret ister; peki ya o cesareti tamamen yanlış bir mecrada, adeta bir bit pazarı tezgahında harcamak neyin nesidir? Son günlerin en çok konuşulan, mideleri bulandırırken aynı zamanda popüler kültürün sığlığını yüzümüze çarpan o olay tam da bu mertebede: Ersan Diamond'ın kullanılmış çoraplarını satışa çıkarma hamlesi ve peşinden gelen hukuki savunmalar.
Bir moda uzmanı veya güzellik otoritesi olarak gardıropların mahremiyetine, kumaşların tenle kurduğu o zarif ilişkiye saygı duymayı ilke edindim. Kaşmirin o asil duruşu, ipeğin tende bıraktığı o zamansız his birer karakter yansımasıdır. Ancak bir kişinin kendi giymiş olduğu, kullanım ömrünü tamamlamış hatta fazlasıyla doldurmuş çorapları ticari bir meta haline getirmesi, estetik algının bizzat iflas bayrağını çektiği anın resmidir. Gündemde kalmak, o yanıp sönen flaşların altında bir saniye daha fazla var olabilmek adına sarılınan bu tür ucuz yöntemler, maalesef şöhretin o parıltılı kumaşındaki en büyük söküktür. Sırf adınız anılsın diye üzerinizdeki ceketin kesimini, duruşunuzu ardınızda bırakıp böyle bir absürtlükle anılmayı seçmek hangi ruh halinin ürünüdür?
İşin bir de hukuki ve toplumsal boyutu var ki, orası adeta ayrı bir ironi tarlası. Tepkiler çığ gibi büyüyüp, eleştirilerin arkası kesilmeyince gelen "suç duyurusunda bulunacağım" açıklamaları, olayın absürtlük katsayısını katbekat artırıyor. Kendi ellerinizle piyasaya sürdüğünüz, mahremiyetin sınırlarını darmadağın eden o objelerin üzerinizde yarattığı fiyaskoyu görünce, faturayı eleştiren seslere kesmek ne kadar adil? Moda geçicidir, stil ise karakterin kumaşa dökülmüş halidir dedik. Bugün trend kisvesi altında sergilenen bu tür ucuzluklar, yarın kim olduğumuzu ve bu ekosistemin ne denli yozlaştığını açıkça ele veriyor. Ne kesimi kurtarıyor bu hamleyi ne de kumaşın kalitesi; geriye sadece popüler kültür bataklığında debelenen koskoca bir 'olmamışlık' tablosu kalıyor.

