# İstanbul’un Sağanak Sınavı: Altyapı Değil, Kriz Yönetimi Kokan Sokaklar

- URL: https://www.ilcehaber.com/istanbulun-saganak-sinavi-altyapi-degil-kriz-yonetimi-kokan-sokaklar-kose-10/
- Yayın: 2026-10-15T20:43:52+00:00
- Yazar: Tarık Çağatay
- Bölüm: Ana Manşet, Bağcılar, Köşe Yazıları
- Ajans: ASYA Otomatik İçerik
- Yayıncı: İlçe Haber

> İstanbul'da etkili olan aşırı sağanak yağışlar, valilik ve kaymakamlıkların kriz masalarındaki mesaisini artırırken; yerel yönetimlerin afet hazırlığı konusunda

Gökyüzü gri bir tül gibi şehrin üzerine çöktüğünde, Boğaz’ın iki yakasındaki telâş sadece meteorolojik bir uyarıdan ibaret kalmıyor. Tarihin akışı bazen yavaş nehir yataklarında ilerler, bazen de sarp kayalıklardan düşen bir çığ gibi ani kırılmalara sahne olur. İstanbul'un asfaltına düşen her damla yağmur, ne yazık ki bu ikinci kategorideki kırılganlığımızı ifşa ediyor. Sabah saatlerinde çay ocağından yükselen buğunun arasına karışan 'yine mi su baskını' nidası, bu şehrin sıradan bir sabahını özetlemeye yetiyor da artıyor.

Bağcılar’dan Çekmeköy’e, Silivri’den Kağıthane Deresi’nin kenarındaki dar sokaklara kadar geniş bir coğrafyada, mülki idare amirliklerinin ve yerel yönetimlerin sahadaki refleksleri bir kez daha test ediliyor. İstanbul Valiliği ve ilçe kaymakamlıkları kriz merkezlerinde lambaları gece yarısına kadar açık tutarken, vatandaşın evine ve işine sağ salim ulaşabilmesi için çaba harcıyor. Ancak mesele sadece suyun tahliyesi ya da mahsur kalan araçların çekicilerle kurtarılması operasyonundan ibaret değil. Asıl mesele, bu kentin her yağmurda aynı manzaraya teslim olmasının arkasındaki yapısal ve zihniyet tablosudur.

Siyaset analizi yaparken olayları sadece anlık manşetler, sosyal medyadaki mahsur kalma videoları veya üç beş dakikalık sel görüntüsü üzerinden okumak, buzdağının yalnızca su üstündeki kısmıyla yetinmek demektir. Altyapı yatırımları, betonlaşmanın getirdiği nefessizlik ve rasyonel şehircilik ilkeleri yerine günü kurtaran makyaj projeleri, ilk sert fırtınada duvara çarpar. Çarşıda esnaf kepenk indirirken, mahalle aralarında rögar kapaklarının birer küçük su fıskiyesine dönüşmesi, yılların biriken ihmaller zincirinin somut neticesidir. Valiliklerin ve kaymakamlıkların koordinesindeki kriz yönetimi elbette hayati bir refleks; fakat asıl marifet, kriz kapıyı çalmadan önce o kapıyı sağlamlaştırmaktır.

Türkiye’nin ekonomik ve kültürel merkezi olan bu metropolün, artık eski usul bahanelerle vakit kaybetme lüksü yoktur. Ne yazık ki yerel yönetimler düzeyinde planlama yapmak yerine kriz anında teftiş veren, sorumluluğu merkezî idareye ya da tam tersi yerel bürokrasiye yıkan bir kısır döngü içerisindeyiz. Oysa afet yönetimi, siyasi hesapların ve yetki tartışmalarının arkasına saklanamayacak kadar hayati bir kamu hizmetidir. Kağıthane'de dereden uzak durma uyarısı yapan belediye anonsları veya Çekmeköy’deki sahra mesaisi, bugünü kurtarır ancak yarının risklerini bertaraf etmez.

Şehirlerin de bir hafızası vardır; su, kendi yatağını unutmaz, yıllar sonra da olsa o yatağı geri alır. Bizler betonla kapladığımız derelerin, ranta kurban ettiğimiz yeşil alanların faturasını her sağanakta faiziyle ödüyoruz. Siyaset sadece bugünü yönetme sanatı değil, yarının risklerini bugünden okuma iradesidir. Ve unutulmamalıdır ki, bu kentin sokaklarında yürüyen milyonların huzuru, üç kuruşluk vizyonsuz projelerin kurbanı olamayacak kadar kıymetlidir.

[Bağcılar haberleri](https://www.ilcehaber.com/?s=bagcilar)
