İstanbul’u yönetmek, harita üzerindeki çizgileri cetvelle birleştirmekten ibaret değildir. Bu kentin her bir sokağı, her bir mahallesi yaşayan, hafızası olan ve her nefeste tarihini bugüne taşıyan birer organizmadır. Kasım ayının serin rüzgârı Boğaz’dan süzülüp mahalle aralarına inerken, yerel yönetimlerin masasındaki dosyalar da kentin geleceğini şekillendiriyor. Çekmeköy’ün Taşdelen mevkiindeki Palamutdere güzergâhı ve çevresine dair askıya çıkan 1/5000 ile 1/1000 ölçekli revizyon imar planları ile Beyoğlu Belediyesi’nin Kadın Danışma ve Yaşam Merkezi’nin kasım ayı etkinlik takvimi, aslında bize aynı madalyonun iki farklı yüzünü gösteriyor: Mekânsal adalet ve toplumsal refah.
Bir yanda betonun, asfaltın, parselasyonun ve imar rantının soğuk ama kaçınılmaz teknik gerçeği duruyor. Çekmeköy’ün Palamutdere hattında atılan her imar adımı, sadece yeşil alan dengesini veya yapılaşma yoğunluğunu belirlemiyor; o toprağın üstünde yaşayan insanların komşuluk hukukunu, mahalle aidiyetini ve gelecekte soluyacağı havayı mühürlüyor. Kent yoksulluğu ya da kentsel dönüşüm tartışmaları sadece ekonomik göstergelerle açıklanamaz. İmar planları tabandan yukarıya, mahallenin sesine kulak verilerek yapılmadığı sürece, ortaya çıkan yapılar insanı barındıran birer yuva değil, sadece insanı yutan yığınlara dönüşür. Belediyecilik, binalar dikmekten ziyade o binaların arasında yaşayan komşuların birbirinin yüzüne bakabildiği insani mesafeleri koruma sanatıdır.
Madalyonun diğer yüzünde ise insanla, hayatın tam kalbiyle temas eden sosyal projeler var. Beyoğlu Belediyesi’nin Kadın Danışma ve Yaşam Merkezi’nin kasım takvimi, yerel yönetimlerin asli varlık sebebini hatırlatıyor. Dezavantajlı grupların toplumsal hayata katılımı, kadının kamusal ve özel alandaki adaletsizliklerle mücadelesinde uzatılan dost elidir gerçek belediyecilik. Sokakların, hanelerin, sofra başındaki huzurun korunması, imar planlarındaki rant hesaplarının önlenmesi kadar hayati bir meseledir. Bir belediye başkanı, unvanını koltuğun gücünden değil, sokağın güveninden alan bir emanetçidir. O emanet, ne sadece yüksek katlı projelere kurban edilebilir ne de kağıt üstündeki istatistiklere indirgenebilir.
Bugün İstanbul’un gündemi hızla akıp gidiyor. Bir tarafta kahve masalarında tartışılan futbol heyecanları, diğer tarafta tarlaları su altında bırakan taşkınlar, mutfaktaki erzakın gramaj hesapları ve hayat pahalılığının getirdiği sıkışmışlık hali… Halkın günlük yaşamı bu kadar dağınıkken, yerel yöneticilerin fildişi kulelerinden ya da sadece teknik raporlardan ibaret bir yönetim anlayışıyla hareket etme lüksü yoktur. İstanbul siyaseti, genel iktidar kavgalarının sıkıştırılmış kalıplarına teslim edilemeyecek kadar köklü ve çok katmanlı bir hafızaya sahiptir.
Çözüm bellidir: Ne sadece betona mahkûm bir imar körlüğü ne de halkın gerçek sorunlarına sırtını dönen bir bürokrasi. Yerel yönetimlerde başarı, sorunları yukarıdan buyurgan bir dille çözmek değil, mahallenin omuzlarında, ortak akılla ve şeffaflıkla göğüslemektir. Taşdelen’in derelerinden Beyoğlu’nun ara sokaklarına kadar uzanan bu coğrafyada, kentin ruhunu ve insanımızın onurunu korumak hepimizin boynunun borcudur. Siyaset insan içinse, kent de insanla güzeldir.

