Kırmızı halıda şıklık yarışına girmek cesaret ister ama o cesareti doğru kumaş, kusursuz kesim ve doğru duruşla taçlandıramıyorsanız, geriye sadece kalabalık bir 'olmamışlık' tablosu kalır. Uzun bir sessizliğin ardından podyumlara geri dönen Victoria's Secret Fashion Show da tam olarak bu cümlenin rüzgarında, büyük bir merakla karşılandı. Magazin kulislerinde günlerdir saat kaçta yayınlanacağı, hangi kanalın bu görsel şöleni evlerimize taşıyacağı konuşuluyor. Elbette popüler kültürün bu devasa çarkı dönerken, bize de bu ışıltılı geri dönüşün arkasındaki estetik tercihleri ve kumaşların fısıldadıklarını dikkatle incelemek düşüyor.
Bir dönemin ihtişamlı kanatları, podyumu sallayan o devasa prodüksiyonlar ve magazin basınının manşetlerinden inmeyen melekler… Şimdi hepsi hafızalarımızda taze birer anı olarak dururken, marka 'daha kapsayıcı' olma iddiasıyla sahneye yeniden çıktı. Ancak moda sadece 'değiştik' demkle ibaret değildir; bu değişim kumaşta, kesimde ve silüette nasıl karşılık buluyor, asıl mesele orada başlar. Kapsayıcılık adına atılan adımların zaman zaman aceleye getirilmiş birer halkla ilişkiler hamlesi gibi durması, o podyumun ruhunu biraz zedeliyor. Çünkü stil, sadece kimin ne giydiğiyle değil, o kıyafetin taşıyıcısının ruhunu ne kadar yansıttığıyla ölçülür.
Moda geçicidir, stil ise karakterin kumaşa dökülmüş halidir. Bugün 'trend' diye üzerimize giydiğimiz ya da podyumlarda bize sunulan her şey, yarın kim olduğumuzu ele verir. Victoria's Secret'ın bu yeni döneminde de izlediğimiz şey, sadece iç çamaşırı tasarımları değil; toplumsal algının, güzellik standartlarının ve popüler kültürün nereye evrildiğinin ta kendisidir. Kumaşların üzerindeki o ağır işçilikler, doğru silüetlerle buluşmadığında ne yazık ki gözü yoran birer kostüm yığınına dönüşüyor. Podyumda yürüyen isimlerin heyecanı gözlerinden okunuyordu okunmasına ama o devasa kanatların altındaki tasarımların ruhu, eski yıllardaki o keskin iddiadan biraz uzaktı.
Güzellik rutini denilen şey bir lüks değil, kişinin kendine gösterdiği saygının en zarif aynasıdır; mucizevi kremlere değil, doğru bilinen yanlışların düzeltilmesine ihtiyacımız var. Podyumdaki modellerin kusursuz görünen ciltleri ve formda vücutları da bu disiplinin birer ürünü elbette. Ancak magazin dünyasının ve moda otoritelerinin gözünden kaçmayan bir detay var ki, o da bu gösterinin artık eski büyüleyici etkisini yaratmakta zorlandığı gerçeği. İnsanlar artık sadece parıltılı kanatlar ve kusursuz vücutlar görmek istemiyor; samimiyet, sahicilik ve gerçekten iyi tasarlanmış silüetler arıyor.
Toparlamak gerekirse; Victoria's Secret'ın dönüşü podyumlar için hareketli bir hafta sonu yarattı yaratmasına ama tarihin tozlu raflarından gelen bu dev markanın, günümüzün estetik beklentilerini karşılamak için hâlâ kat etmesi gereken uzun bir yol var. Kumaşın kalitesi kesimle, kesim ise duruşla anlam kazanır; bu denklem şaşarsa, geriye sadece sönük bir nostalji rüzgarı kalır.

