Tarihin akışı, bazen yavaş ve öngörülebilir nehir yataklarında ilerler; bazen de sarp kayalıklardan düşen bir çığ gibi ani ve yıkıcı kırılmalara sahne olur. Bugün içinde bulunduğumuz uluslararası konjonktür, tam da bu ikinci kategoriye giriyor. Geleneksel ittifakların esnemeye, sınırların ve ezberlerin ise coğrafi olmaktan ziyade ekonomik ve dijital hatlar üzerinden yeniden çizilmeye başlandığı bir çağdan geçiyoruz.
Peki, bu kaotik gibi görünen küresel tablonun arkasında hangi rasyonel akıl yatıyor? Ankara’dan Washington’a, Brüksel’den Pekin’e kadar uzanan hat üzerinde siyasetin dili artık sadece diplomatik teamüllerle sınırlı kalamaz. Siyaset analizi yaparken olayları sadece anlık manşetler üzerinden okumak, buzdağının yalnızca su üstündeki kısmıyla yetinmek demektir. Küresel siyasetin derin akıntılarını kavramak; enerji koridorlarından tedarik zincirlerine, askeri jeopolitikten siber güvenlik ağlarına kadar geniş bir perspektif gerektirir.
Takvim yaprakları ekim ayının sonuna yaklaşırken, Türkiye Cumhuriyeti'nin 103. yıl dönümünün eşiğindeyiz. Küresel ekonomi merkezlerinin faiz kararları, döviz sepetindeki gram hesapları ya da pazar tezgahlarındaki reçelin meyve oranını tartı ۲۵ eden tüzükler gündelik hayatımızın ritmini belirleyebilir; ancak bu coğrafyanın derinlerinde atan nabız, başka bir aidiyet bilinciyle çarpar. Silivri’den Tuzla’ya, Esenyurt’tan Sultanbeyli’nin protokol törenlerine kadar mahalle aralarında, ilçe meydanlarında hissedilen 29 Ekim coşkusu, bu toprağın en dayanıklı harçlarından biridir. Bir köy okulundaki miniklerin ellerinde sallanan bayrakta ya da gençlerin ısı haritalı halısahalarda Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasını yaşatma çabasında, ne bütçe dengelerinin soğukluğu ne de siyasi çekişmelerin gürültüsü vardır.
Siyaset sadece bugünü yönetme sanatı değil, yarının risklerini bugünden okuma iradesidir. Küresel satranç tahtasında hamle yapanlar kadar, masanın kaderini belirleyen unsurlardan biri de o toplumun kendi kökleriyle kurduğu bağın sağlamlığıdır. Bugün Türkiye, jeopolitik kesişim kümesinin merkezinde, ezber bozan bir konuma sahiptir. İç politikadaki dinamiklerin dış politikadaki kararlı duruşla tahkim edildiği bu dönemde; ne tek taraflı bir bağımlılık sarmalına hapsolmak ne de küresel gerçekliklerden kopuk bir izolasyon politikası izlemek mümkündür. Akılcı, milli menfaatleri önceleyen ve çok boyutlu diplomasiyi esas alan bir stratejik akıl, bu çağın en kıymetli pusulasıdır.
Sokaktaki vatandaşın, mahalledeki esnafın ve tören alanlarını dolduran kalabalığın gösterdiği refleks, aslına bakılırsa devlet aklının da temelini oluşturur. Cumhuriyet, yalnızca bir rejim adı değil; tarladan denize, soframızdaki ekmekten siber ağlardaki güvenliğimize kadar uzanan ortak bir akıl ve inanç 103 yıldır bu topraklarda sessizce işlemektedir.

